
MakalelerKoruma Tedbirleri : Yakalama, Tutuklama ve Gözaltı- Seri 1
- GİRİŞ
Ceza Muhakemesinde, somut olayda aranan maddi gerçeği ulaşmada kullanılan tüm ispat araçları delil olarak kabul edilmektedir. Anayasa’nın 38/6. Maddesinde “Kanuna aykırı olarak elde edilmiş bulgular, delil olarak kabul edilemez.” denilerek hukuka aykırı olarak elde edilen delillerin kullanılamayacağı ifade edilmektedir. Aynı şekilde 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 217/1. Maddesi- “Yüklenen suç, hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebilir.”- ifade alma ve sorguda yasak usuller başlıklı 148. Maddesi, 206/2. Maddesi ve 289/i maddesi gereğince suç ancak hukuka uygun deliller ile ispatlanabilmektedir. Bir başka değişle hukuka aykırı elde edilmiş deliller suçun ispatında kullanılamamaktadır.
Bu noktada Ceza Muhakemesi kapsamında delillerin toplanması ayrı bir öneme sahip olup delillerin toplanması sürecindeki alınan tüm kararların ve aksiyonların da mevzuata uygun olması gerekmektedir. Aksi halde gerçekleştirilen işlem hukuka aykırı olmuş olacak olup ispat aracı olarak kullanılamayacaktır. Bu halde ortaya şüpheli tarafında bir mağduriyet çıkabilmekte iken aynı zamanda kamu vicdanı tarafında da delilin kullanılmaması neticesinde salıverilen şüpheli nedeniyle tatmin edilmeyebilmektedir.
Yakalama ve gözaltına alma kişinin Anayasa ile koruma altına alınmış özgürlüklerine ağır bir müdahaleyi gerekli kılan bir koruma tedbiri olup ilgili mevzuatta düzenlenen hükümlere aykırı olmaması gerek kişinin özgürlüğüne müdahale gerekse yakalama ve gözaltına alma sonucunda elde edilen delillerin kullanılabilmesi açısından önem arz etmektedir.
Turgut Avukatlık ve Danışmanlık tarafından “Koruma Tedbirlerinde Hukuka Aykırılık” konusu 2 seri olarak hazırlanacak olup işbu seride koruma tedbirlerinden yakalama ve gözaltı incelenecektir. Ayrıca ifade alma konusu da işbu yazımızda yer verilecek olup hukuka aykırılık halleri ayrı ayrı izah edilecektir. Bununla birlikte yazıda anlatılacak olan “yakalama” Ceza Muhakemesi Kanunu’nda yer alan adli yakalama olup PVSK’da yer verilmiş önleme yakalamasına yazıda yer verilmeyecektir.
- YAKALAMA
Yakalama kamu güvenliğine, kamu düzenine veya kişinin vücut veya hayatına yönelik var olan bir tehlikenin giderilmesi için denetim altına alınması gereken veya suç işlediği yönünde hakkında kuvvetli iz, eser, emare ve delil bulunan kişinin gözaltına veya muhafaza altına alma işlemlerinden önce özgürlüğünün geçici olarak ve fiilen kısıtlanarak denetim altına alınmasını ifade etmektedir. CMK’nın 90. vd maddelerinde düzenlenen Yakalama hakkında ayrıca usul ve esasların belirlenmesi adına Yakalama, Gözlaltına Alma ve İfade Alma Yönetmeliği (“Yönetmelik”) çıkartılmıştır.
Yakalama Kararı
Yakalama kararı hakim tarafından veya Cumhuriyet savcısı tarafından veya bazı hallerde doğrudan karar olmadan kolluk tarafından gerçekleştirilebilir. Öncelikle, CMK 98. Madde kapsamında soruşturma evresinde çağrı üzerine gelmeyen veya çağrı yapılamayan şüpheli hakkında, Cumhuriyet savcısının istemi üzerine sulh ceza hâkimi tarafından yakalama emri düzenlenebilir. Bununla birlikte kovuşturma evresinde ise kaçak sanık hakkında yakalama emri re’sen veya Cumhuriyet savcısının istemi üzerine hâkim veya mahkeme tarafından düzenlenir.
Tutuklama isteminin reddi kararına itiraz halinde, itiraz mercii tarafından da yakalama emri düzenlenebilir. Yakalanmış iken kolluk görevlisinin elinden kaçan şüpheli veya sanık ya da tutukevi veya ceza infaz kurumundan kaçan tutuklu veya hükümlü hakkında Cumhuriyet savcıları ve kolluk kuvvetleri de yakalama emri düzenleyebilirler.
Kolluğun Yakalama Yetkisi
Yakalama her ne kadar kişinin özgürlüğüne müdahale içerse de bazı durumlar için hakim veya Cumhuriyet savcısı kararı/emri olmadan da doğrudan kolluk veya herkes tarafından gerçekleştirilebilmektedir. Kanundaki düzenleme kapsamında aşağıdaki hallerde sadece kolluk tarafından değil herkes tarafından geçici olarak yakalama yapılabilmektedir;
a) Kişiye suçu işlerken rastlanması.
b) Suçüstü bir fiilden dolayı izlenen kişinin kaçması olasılığının bulunması veya hemen kimliğini belirleme olanağının bulunmaması. (CMK, m.90/1)
Bu kapsamda bir kişiye suç işlerken rastlanması hallinde veya suçüstü yapılan bir kişinin kaçma olasılığının bulunması halinde herkes geçici olarak şüpheliyi yakalama yetkisine sahiptir.
CMK 90/2. Maddesinde ise kolluk görevlilerinin yakalama yetkisi düzenlenmiştir. Buna göre “kolluk görevlileri, tutuklama kararı veya yakalama emri düzenlenmesini gerektiren ve gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde; Cumhuriyet savcısına veya âmirlerine derhâl başvurma olanağı bulunmadığı takdirde, yakalama yetkisine sahiptirler”. Yönetmelik kapsamında Kolluk görevlilerinin yakalama yetkisi daha detaya indirgenmiştir. Bu çerçevede kolluk görevlileri;
a) Gecikmesinde sakınca bulunan ve Cumhuriyet savcısına veya derhâl âmirlerine müracaat imkânı olmayan hâllerde; hakkında yakalama emri düzenlenmesi veya tutuklama kararı verilmesi gereken kişileri ya da suçüstü hâlinde veya gecikmesinde sakınca bulunan diğer hâllerde suç işlendiğine veya suça teşebbüs edildiğine dair haklarında kuvvetli iz, eser, emare ve delil bulunan şüphelileri,
b) Kolluk kuvvetinin kanun ve usul dairesinde verdiği emre itaatsizlik edenleri ve aldığı tedbirlere uymayanları,
c) Görev yaparken mukavemette bulunan veya görevinden alıkoymak maksadıyla kolluk kuvvetine zorla karşı koyan ve yakalanmadıkları taktirde hareketlerine devam etmeleri ihtimali bulunan kişileri,
d) Haklarında yetkili mercilerce verilen yakalama emri, yakalama ve tutuklama kararı bulunanları veya kanunla istenilen bir mükellefiyeti yerine getirmedikleri için yakalanması gerekenleri,
e) Uyuşturucu ve uyarıcı maddeleri alan, satan, bulunduran veya kullananları,
f) Halkın rahatını bozacak veya rezalet çıkaracak derecede sarhoş olanları veya sarhoşluk hâlinde başkalarına saldıranları,
g) Halkın huzur ve sükûnunu bozanlardan, yapılan uyarılara rağmen bu hareketlerine devam edenlerle, başkalarına saldırıya yeltenenleri ve kavga edenleri,
h) Bir kurumda tedavi, eğitim ve ıslahı için kanunlarla belirtilen esaslara uygun olarak, alınan tedbirlerin yerine getirilmesi amacıyla toplum için tehlike teşkil eden akıl hastası, uyuşturucu ve uyarıcı madde veya alkol tutkunu, serseri veya hastalık bulaştırabilecek kişileri,
ı) Haklarında mahkemece çocuk bakım ve yetiştirme yurtlarına veya benzeri resmî veya özel kurumlara yerleştirilmesine veya yetkili merci önüne çıkarılmasına karar verilen çocukları,
i) Usulüne aykırı şekilde ülkeye girmek isteyen veya giren veya hakkında sınır dışı etme veya geri verme kararı alınan kişileri,
yakalayabilir. (Yönetmelik, m.5)
Yukarıdaki haller kapsamında kolluk görevlileri kişi ve olay hakkında Cumhuriyet savcısına hemen bilgi verilerek, emri doğrultusunda işlem yapılır. Burada dikkat edilmesi gereken husus Kolluğun “gecikmesinde sakınca bulunan ve Cumhuriyet savcısına veya derhâl âmirlerine müracaat imkânı olmayan hâllerde; hakkında yakalama emri düzenlenmesi veya tutuklama kararı verilmesi gereken kişileri” yakalayabilme yetkisidir. Madde incelendiğinde Kolluk kuvvetlerinin işbu madde kapsamında yakalama yetkisine haiz olabilmeleri için Kanun’un tutuklama nedenleri başlıklı 100. Maddesi uyarınca Kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut delillerin bulunması hali somut olayda mevcut olmalıdır. Somut bir delil olmaksızın kolluk kuvvetinin yakalama kararı olmaksızın yakalama işlemini gerçekleştirmesi hukuka aykırı olacaktır.
Şikayete bağlı suçlarda ise şikayet işlemi gerçekleşmeden yakalama yapılamamaktadır ancak çocuklara, beden veya akıl hastalığı, malullük veya güçsüzlükleri nedeniyle kendilerini idareden aciz bulunanlara karşı işlenen suçüstü hallerinde, kişinin yakalanması şikayete bağlı değildir.
Yakalama İşlemi Sonrası Uyulması Gereken İşlemler
Kolluk kuvvetleri, yakalandığı sırada kaçmasını, kendisine veya başkalarına zarar vermesini önleyecek tedbirleri aldıktan sonra, yakalanan kişiye yakalama sebebi ve hakkındaki iddialar ile susma ve müdafiden yararlanma, yakalanmaya itiraz etme hakları ile diğer kanunî hakları ve itiraz hakkını nasıl kullanacağı, herhâlde yazılı, bunun hemen mümkün olmaması hâlinde sözlü olarak derhâl bildirilir.
Bununla birlikte Yakalanan kişinin yakalandığı, gözaltına alındığı veya gözaltı süresinin uzatıldığı Cumhuriyet savcısının emriyle gecikmeksizin bir yakınına veya belirlediği bir kişiye haber verilir. (Yönetmelik m. 8) Ayrıca Yakalanan kişinin gözaltına alınacak olması veya zor kullanılarak yakalanması hâllerinde hekim kontrolünden geçirilerek yakalanma anındaki sağlık durumu belirlenir.(Yönetmelik m.9)
Yakalanan kişi, “hemen” C. savcısına bilgi verilerek (CMK m. 90/5), ve zorunlu yol süresi (bu süre CMK 91/1-3. cümle gereği 12 saatten fazla olamaz) hariç, yakalama anından itibaren EN GEÇ 24 saat içerisinde hakim önüne çıkarılır (CMK m. 91/1).
- GÖZALTI
Gözaltı CMK’nun 91. Maddesinde düzenlenmiş olup buna göre CMK’nın yukarıda yer verilen 90. Madde kapsamında yakalanan kişi için Cumhuriyet Savcılığınca bırakılmazsa soruşturmanın tamamlanması için gözaltına alınmasına karar verilebilmektedir. Yönetmelik 4. Madde tanımında gözaltı Kanunun verdiği yetkiye göre, yakalanan kişinin hakkındaki işlemlerin tamamlanması amacıyla, yetkili hâkim önüne çıkarılmasına veya serbest bırakılmasına kadar kanunî süre içinde sağlığına zarar vermeyecek şekilde özgürlüğünün geçici olarak kısıtlanıp alıkonulması olarak tanımlanmaktadır.
Gözaltı Kararı
Gözaltı kararı Cumhuriyet savcısı tarafından verilmekte olup kolluğun şüpheliyi gözaltında tutma yetkisi bulunmamaktadır. Ancak 2015 yılında Kanun’un 91. Maddesine eklenen 4. Fıkra ile “suçüstü halleriyle kısıtlı olmak kaydıyla mülki amirlerce belirlenecek kolluk amirleri tarafından yirmi dört saate kadar, şiddet olaylarının yaygınlaşarak kamu düzeninin ciddi şekilde bozulmasına yol açabilecek toplumsal olaylar sırasında ve toplu olarak işlenen suçlarda kırk sekiz saate kadar gözaltına alınma kararı verilebilir” hükmü Kanun’da yer almaktadır. Kuvvetler ayrılığı ilkesine tamamen aykırı gözüken işbu hüküm neticesinde kolluk amirlerine Cumhuriyet savcısı emri olmaksızın suçüstü hallerinde kolluk amirine gözaltı yetkisi tanınmaktadır. 4. Fıkranın devamında ise “gözaltına alma nedeninin ortadan kalkması hâlinde veya işlemlerin tamamlanması üzerine derhâl ve her hâlde en geç yukarıda belirtilen sürelerin sonunda Cumhuriyet savcısına, yapılan işlemler hakkında bilgi verilerek talimatı doğrultusunda hareket edilir” denilmektedir. Bu noktada Cumhuriyet savcısının görev ve yetkileri göz ardı edilmekte bir nevi Cumhuriyet savcısı aradan çıkartılmaktadır. Bu kapsamda bu hüküm oldukça sakıncalı olup uygulama alanı bulmaması gerekmektedir.
Gözaltına alma, bu tedbirin soruşturma yönünden zorunlu olmasına ve kişinin bir suçu işlediği şüphesini gösteren somut delillerin varlığına bağlıdır. (CMK, m. 90/2) Bu bağlamda cumhuriyet savcısının gözaltı kararı verebilmesi için;
- Soruşturma yönünden zorunlu olması
- Suçu işlediğini gösteren somut delillerin varlığı
Gerekmektedir.
Yakalama işlemine, gözaltına alma ve gözaltı süresinin uzatılmasına ilişkin Cumhuriyet savcısının yazılı emrine karşı, yakalanan kişi, müdafii veya kanunî temsilcisi, eşi ya da birinci veya ikinci derecede kan hısımı, hemen serbest bırakılmayı sağlamak için sulh ceza hâkimine başvurabilir. Sulh ceza hâkimi incelemeyi evrak üzerinde yaparak derhâl ve nihayet yirmidört saat dolmadan başvuruyu sonuçlandırır. Gözaltı süresinin dolması veya sulh ceza hâkiminin kararı üzerine serbest bırakılan kişi hakkında yakalamaya neden olan fiille ilgili yeni ve yeterli delil elde edilmedikçe ve Cumhuriyet savcısının kararı olmadıkça bir daha aynı nedenle yakalama işlemi uygulanamaz.(CMK, m. 91)
Gözaltı Süresi
Gözaltı süresi, yakalama yerine en yakın hâkim veya mahkemeye gönderilmesi için zorunlu süre hariç, yakalama anından itibaren 24 saati geçememekte; yakalama yerine en yakın hâkim veya mahkemeye gönderilme için zorunlu süre 12 saatten fazla olmamaktadır.(CMK, m .91/1)
Toplu olarak işlenen suçlarda, delillerin toplanmasındaki güçlük veya şüpheli sayısının çokluğu nedeniyle; Cumhuriyet savcısı gözaltı süresinin, her defasında bir günü geçmemek üzere, üç gün süreyle uzatılmasına yazılı olarak emir verebilir. Gözaltı süresinin uzatılması emri gözaltına alınana derhâl tebliğ edilir. (CMK, m.91/3).
Bununla birlikte yukarıda da ifade ettiğimiz üzere Kanun’un 91. Maddesine eklenen Anayasa’ya aykırı olarak kabul ettiğimiz 4. Fıkra kapsamında “suçüstü hâlleriyle sınırlı olmak kaydıyla; kişi hakkında aşağıdaki bentlerde belirtilen suçlarda mülki amirlerce belirlenecek kolluk amirleri tarafından yirmi dört saate kadar, şiddet olaylarının yaygınlaşarak kamu düzeninin ciddi şekilde bozulmasına yol açabilecek toplumsal olaylar sırasında ve toplu olarak işlenen suçlarda kırk sekiz saate kadar gözaltına alınma kararı verilebilir.” Bu noktada aşağıda yer verilen suçlar kapsamında Cumhuriyet savcısının emri ve denetimi olmaksızın suçüstü hallerinde kolluk tarafından gözaltı işlemi yapılabilmektedir. Maddede belirtilen suçlar şu şekildedir;
a) Toplumsal olaylar sırasında işlenen cebir ve şiddet içeren suçlar.
b) 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda yer alan;
- Kasten öldürme (madde 81, 82), taksirle öldürme (madde 85),
- Kasten yaralama (madde 86, 87),
- Cinsel saldırı (madde 102),
- Çocukların cinsel istismarı (madde 103),
- Hırsızlık (madde 141, 142),
- Yağma (madde 148, 149),
- Uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti (madde 188),
- Bulaşıcı hastalıklara ilişkin tedbirlere aykırı davranma (madde 195),
- Fuhuş (madde 227),
- Kötü muamele (madde 232),
c) 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununda yer alan suçlar.
d) 6/10/1983 tarihli ve 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanununun 33 üncü
maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde belirtilen suçlar.
e) 10/6/1949 tarihli ve 5442 sayılı İl İdaresi Kanununa dayanılarak ilan edilen sokağa
çıkma yasağını ihlal etme.
f) 21/3/2007 tarihli ve 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanununun 3 üncü maddesinde
belirtilen suçlar.
Maddeye göre gözaltına alma nedeninin ortadan kalkması hâlinde veya işlemlerin tamamlanması üzerine derhâl ve her hâlde en geç yukarıda belirtilen sürelerin sonunda Cumhuriyet savcısına, yapılan işlemler hakkında bilgi verilerek talimatı doğrultusunda hareket edilir. Kişi en geç kırk sekiz saat, toplu olarak işlenen suçlarda dört gün içinde hâkim önüne çıkarılır. Ancak yukarıda da belirtildiği üzere Gözaltı süresi, yakalama yerine en yakın hâkim veya mahkemeye gönderilmesi için zorunlu süre hariç, yakalama anından itibaren 24 saati geçememektedir. Sonuç olarak gerek Kanuna gerek Anayasa’ya aykırı işbu maddenin bir an önce Kanun’dan çıkartılması gerekmektedir.
Gözaltı Sırasında Yapılacak İşlemler
Öncelikle yakalama, gözaltına alma işlemine veya gözaltı süresinin uzatılmasına ilişkin Cumhuriyet savcısının yazılı emrine karşı, yakalanan kişi, müdafi veya kanunî temsilcisi, eşi ya da birinci veya ikinci derecede kan hısımı hemen serbest bırakılmasını sağlamak için sulh ceza hâkimine başvurabilir.
Hâkim veya mahkeme tarafından verilen yakalama emri üzerine soruşturma veya kovuşturma evresinde yakalanan kişi, en geç 24 saat içinde yetkili hâkim veya mahkeme önüne çıkarılamıyorsa, aynı süre içinde en yakın sulh ceza hâkimi önüne çıkarılır; serbest bırakılmadığı takdirde, yetkili hâkim veya mahkemeye en kısa zamanda gönderilmek üzere tutuklanır. (Yönetmelik, m.16).
Bununla birlikte yakalanan kişinin gözaltına alınacak olması veya zor kullanılarak yakalanması hâllerinde hekim kontrolünden geçirilerek yakalanma anındaki sağlık durumu belirlenir.
Gözaltına alınan kişinin herhangi bir nedenle yerinin değiştirilmesi, gözaltı süresinin uzatılması, serbest bırakılması veya adlî mercilere sevk edilmesi işlemlerinden önce de sağlık durumu hekim raporu ile tespit edilir. (Yönetmelik, m.9)
- TUTUKLAMA
Tutuklama kişinin özgürlüğüne önemli ölçüde müdahale gerektirdiği için Anayasa’da ayrıca yer almaktadır. Anayasanın 19 uncu maddesine göre, tutuklama, “Suç işlediği kuvvetli şüphesinin varlığını gösteren olguların bulunması halinde, şüpheli veya sanığın, kaçmasını veya delilleri karartmasını önlemek amacı ile, kişi özgürlüğünün, kesin hükümden önce, hakim kararı ile, kısıtlanmasıdır. Bu kapsamda kişinin tutuklanması için hakim kararının yanında suç işlediğine ilişkin kuvvetli delillerin bulunması ile şüpheli veya sanığın, kaçmasını veya delilleri karartmasını önlemek amacı bulunmalıdır.
Tutuklama Şartları
Kanun’un 100. Maddesi tutuklama nedenlerini düzenlemektedir. Buna göre kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut delillerin ve bir tutuklama nedeninin bulunması halinde, şüpheli veya sanık hakkında tutuklama kararı verilebilmektedir.
Öncelikle Kanun suç şüphesinin varlığı gösteren somut delillerin varlığını aramaktadır. Bir başka deyişle tutuklama kararı verilebilmesi için kişinin suç işlediğini gösteren soyut olgulardan ve kanaatlerden ziyade suç işlediğine dair somut deliller mevcut olmalıdır. İşbu durumda suç şüphesi, iddianame düzenlenmesini gerektiren “yeterli şüpheden”, daha güçlü olması şarttır.
Bununla birlikte Kanun maddesi uyarınca aşağıdaki hallerde bir tutuklama nedeni var sayılabilir:
a) Şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması veya kaçacağı şüphesini uyandıran somut olguların olması
b) Şüpheli veya sanığın davranışları;
- Delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme,
- Tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı yapılması girişiminde bulunma, hususlarında kuvvetli şüphe oluşturması.
Bu kapsamda eğer şüpheli veya şahsın kaçması veya saklanmasına dair somut olayda bir durum söz konusu değilse ve delillerin yok edilme veya gizlenme ya da değiştirilme gibi bir husus da söz konusu değil ise tutuklama kararı verilememektedir.
Ayrıca Tutuklama Kanun’un 101. Maddesi uyarınca adli kontrol uygulamasının yetersiz kalacağı durumlarda verilebilmektedir. Eğer uygulanması mümkün ise ve öncelikle adli kontrol uygulanmalı aksi halde adli kontrolün neden yetersiz kalacağı tutuklanma kararında gerekçeli olarak yer almalıdır. Sonuç olarak tutuklama son çare olmalıdır.
Bunun yanında tutuklama kararı sadece adlî para cezasını gerektiren suçlarda veya vücut dokunulmazlığına karşı kasten işlenenler hariç olmak üzere hapis cezasının üst sınırı iki yıldan fazla olmayan suçlarda tutuklama kararı verilememektedir. İşbu üst sınır 15 yaşını doldurmamış çocuklar 5 yılı aşmayan hapis cezaları olarak belirlenmiştir.
Kanun’un 100. Maddesinin 3. Fıkrasında tutuklama kararı verilebilecek suçlar yer almaktadır;
a) 26.9.2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda yer alan; (2)
- Soykırım ve insanlığa karşı suçlar (madde 76, 77, 78),
- Göçmen kaçakçılığı ve insan ticareti (madde 79, 80)
- Kasten öldürme (madde 81, 82, 83),
- Silahla işlenmiş kasten yaralama (madde 86, fıkra 3, bent e) ve neticesi sebebiyle ağırlaşmış kasten yaralama (madde 87),
- İşkence (madde 94, 95)
- Cinsel saldırı (birinci fıkra hariç, madde 102),
- Çocukların cinsel istismarı (madde 103),
- Hırsızlık (madde 141, 142) ve yağma (madde 148, 149),
- Uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti (madde 188),
- Suç işlemek amacıyla örgüt kurma (iki, yedi ve sekizinci fıkralar hariç, madde 220),
- Devletin Güvenliğine Karşı Suçlar (madde 302, 303, 304, 307, 308),
- Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine Karşı Suçlar (madde 309, 310, 311, 312,
313, 314, 315),
b) 10.7.1953 tarihli ve 6136 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanunda tanımlanan silah kaçakçılığı (madde 12) suçları.
c) 18.6.1999 tarihli ve 4389 sayılı Bankalar Kanununun 22 nci maddesinin (3) ve (4) numaralı fıkralarında tanımlanan zimmet suçu.
d) 10.7.2003 tarihli ve 4926 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanununda tanımlanan ve hapis cezasını gerektiren suçlar.
e) 21.7.1983 tarihli ve 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununun 68 ve 74üncü maddelerinde tanımlanan suçlar.
f) 31.8.1956 tarihli ve 6831 sayılı Orman Kanununun 110 uncu maddesinin dört ve beşinci fıkralarında tanımlanan kasten orman yakma suçları.
g) 6/10/1983 tarihli ve 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanununun 33 üncü maddesinde sayılan suçlar.
h) 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun 7 nci maddesinin üçüncü fıkrasında belirtilen suçlar.
Tutuklama Kararı
Tutuklama kararı soruşturma evresinde Cumhuriyet savcısının istemi üzerine sulh ceza hâkimi tarafından, kovuşturma evresinde sanığın tutuklanmasına Cumhuriyet savcısının istemi üzerine veya re’sen mahkemece karar verilir. Soruşturma aşamasında tutuklama kararı verilebilmesi için Cumhuriyet savcısının istemi aranmaktadır. Bununla birlikte şüpheli veya sanığın yokluğunda tutuklama kararı verilememektedir. Hakim veya mahkeme tutuklanması istenen kişiyi bizzat görmesi ve dinlemesi bunun neticesinde kararını vermesi gereklidir. İşbu durumun 2 istisnası bulunmaktadır; ilki yurtdışında bulunan kaçak hakkında gıyabi tutuklama kararı verilebilmesidir. İkincisi ise hemen alt paragrafta yer verdiğimiz üzere Cumhuriyet savcısının tutuklama isteminin sulh hakimince reddi halinde, itiraz hakkını kullanan savcının itirazının incelendiği merciin itirazı kabul etmesi olarak gösterilebilmektedir.
Soruşturma evresinde tutuklama kararına karşı itiraz kararı veren mahkemeye yani sulh ceza hakimliğine yapılmaktadır. Cumhuriyet savcısı da tutuklama talebi reddedildiğinde sulh ceza hakimliğine itiraz edebilmektedir. Sulh ceza hakimi itirazı yerinde görmezse itirazı en çok 3 gün içinde yetkili merciye; CMK’Nın 268. Maddesine göre numara olarak kendisini izleyen hâkimliğe gönderecektir. Yetkili merciin kararı kesin olmakla birlikte ilk defa merci tarafından verilen tutuklama kararlarına karşı itiraz yoluna gidilebilmektedir. (CMK, m.271).
Tutuklama kararı bunun yanında asliye ceza hakimi tarafından verilmiş ise itiraz ağır ceza mahkemesine , ağır ceza mahkemesi veya başkanı tarafından verilmiş ise kararı veren mahkemeyi takip eden numaralı ağır ceza mahkemesine edilir.
Tutuklama Süresi
Ağır ceza mahkemesinin görevine girmeyen işlerde tutukluluk süresi en çok bir yıldır. Ancak bu süre, zorunlu hallerde gerekçeleri gösterilerek altı ay daha uzatılabilir. Ağır ceza mahkemesinin görevine giren işlerde, tutukluluk süresi en çok iki yıldır. Bu süre, zorunlu hallerde, gerekçesi gösterilerek uzatılabilir; uzatma süresi toplam üç yılı, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun İkinci Kitap Dördüncü Kısım Dördüncü, Beşinci, Altıncı ve Yedinci Bölümünde tanımlanan suçlar ile 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu kapsamına giren suçlarda beş yılı geçemez. (CKM, m.102) Kanun’da özel yer alan ve 5 yılı geçemeyen suçlar ise;
- Devletin Güvenliğine Karşı Suçlar;
- Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine Karşı Suçlar;
- Milli Savunmaya Karşı Suçlar; ve
- Devlet Sırlarına Karşı Suçlar ve Casusluk suçlarıdır.
Soruşturma evresinde tutukluluk süresi, ağır ceza mahkemesinin görevine girmeyen işler bakımından altı ayı, ağır ceza mahkemesinin görevine giren işler bakımından ise bir yılı geçemez. Ancak, Türk Ceza Kanununun yukarıda da detaylı yer verilen İkinci Kitap Dördüncü Kısım Dördüncü, Beşinci, Altıncı ve Yedinci Bölümünde tanımlanan suçlar, Terörle Mücadele Kanunu kapsamına giren suçlar ve toplu olarak işlenen suçlar bakımından bu süre en çok bir yıl altı ay olup, gerekçesi gösterilerek altı ay daha uzatılabilir
İşbu tutukluluk süreleri fiili işlediği sırada on beş yaşını doldurmamış çocuklar bakımından yarı oranında, on sekiz yaşını doldurmamış çocuklar bakımından ise dörtte üç oranında uygulanır.
Soruşturma evresinde şüphelinin tutukevinde bulunduğu süre içinde ve en geç otuzar günlük süreler itibarıyla tutukluluk hâlinin devamının gerekip gerekmeyeceği hususunda, Cumhuriyet savcısının istemi (şüpheli tarafından da istenebilir) üzerine sulh ceza hâkimi tarafından tutuklama nedenleri ve şartları göz önünde bulundurularak, şüpheli veya müdafii dinlenilmek suretiyle karar verilir. (CMK, m.108) Kovuşturma aşamasında da Hâkim veya mahkeme, tutukevinde bulunan sanığın tutukluluk hâlinin devamının gerekip gerekmeyeceğine her oturumda veya koşullar gerektirdiğinde oturumlar arasında ya da bir üst cümlede belirtilen süre içinde de re’sen karar verir. İtiraz süresi 7 gündür.

